Yerküre Yürüdüğünde

Bruce A. Bolt’un yazdığı “Depremler”, tarih boyunca dünyanın değişik yerlerinde, farklı zamanlarda yaşanmış çeşitli depremleri göz önünde tutarak, deprem olgusunu bütün boyutlarıyla inceliyor. Çağdaş sismolojinin başyapıtları arasında sayılan kitapta incelenen depremlerden biri de, yazarın “açıla açıla ilerleyen bir fermuar” olarak nitelediği 1999 Kocaeli depremi. Bolt, 485 sayfa boyunca yalın ve sürükleyici bir anlatımla, yerkürenin ‘ölümcül’ sırlarını ve içyapısını gözler önüne seriyor.

Çağdaş Sismolojinin Başyapıtı

1978’de yayımlandığı andan itibaren yazarı tarafından sürekli güncellenerek Rusça’dan İspanyolca’ya, Çince’den Almanca’ya, Japonca’dan İngilizce’ye, Yunanca’dan Almanca’ya çevrilip üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan Depremler’in Türkçe’deki ilk baskısı Ülkün Tansel çevirisiyle 2005’de, ikincisi de 2008’de yapıldı. Kitabın yazarı Profesör Bruce Alan Bolt, 28 yıl Berkeley Üniversitesi’nin Sismograf İstasyonları bölümünde başkanlık yaptıktan sonra, Yerküre ve Gezegen Bilimleri dalında emekli olmuş dünyaca ünlü bir sismoloji uzmanı. Bolt, kitabına epigraf olarak Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”ndeki Yüzük Kardeşliği’nin üyelerinden Frodo Baggins’in söylediği “elimden gelse Shire’i kurtarmak isterim- gerçi zaman zaman Shire sakinlerinin kelimelerle anlatılamayacak kadar ahmak ve sıkıcı olduğunu, burayı ancak bir depremin veya ejderha istilasının paklayacağını düşünmedim değil. Ama artık öyle düşünmüyorum” sözlerini seçmiş. Oniki bölümden oluşan kitabın bölüm başlarında Darwin’den Shakspeare’e, Addison’dan Pope’e bazı ünlü yazarların sözlerinin de bulunduğu epigraflar yer alıyor. Kitapta çok sayıda resim, fotoğraf, şema ve grafiğin yanı sıra özel ekler, kısa deprem sınavı, sözlükçe, dizin, internet kaynakları, önerilen kitaplar gibi araştırmacı okuyucu için hazine değerinde metinler de var.

Çıplak Yamaçlarda Kazılmış Taze Mezarlar

Depremler kitabı, “deprem sırasında neler hissederiz” sorusuyla başlıyor. Darwin’in 20 Şubat 1835 tarihli Concepcion depremiyle ilgili olarak söylediği “şiddetli bir deprem bilinen en köklü zihinsel çağrışımları bir anda yok eder; kaya gibi bir sağlamlığın simgesi yeryüzü, su üzerindeki bir kabuk gibi kayar ayaklarımızın altından; bir saniyelik bir zaman zihinde saatler süren derin düşünmenin üretemeyeceği güçlü bir güvensizlik duygusu yaratmıştır” sözünü aktaran yazar, hemen ardından bugüne değin görülmüş en büyük deprem felaketlerinden biri olan 1 Kasım 1755 Lizbon depremini değerlendiriyor. Ardından 1906 San Faransisco, 1989 Kaliforniya ve 1964–2002 Alaska, 1999 Tayvan depremleri üzerinden deprem dalgalarının türlerini incelemeye koyuluyor. İkinci bölümde ise, öncelikle depremlerin meydana geldiği yerlerin özelliklerini anlamaya çalışıyor. Bu çerçevede irdelenen çok sayıda deprem arasında 1999 Kocaeli depremi de bulunuyor. Yazar, 17 Ağustos depremi hakkında bilimsel açıklamalarda bulunduktan sonra, İzmit ve çevresiyle ilgili gözlemlerini aktarıyor. “Depremin en büyük hasara yol açtığı alanı, ilk depremden birkaç gün sonra gezebildim. İnceleme gezim, birkaç yıl önce ders verdiğim Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı Kandilli Gözlemevi’nden sismologların katkısıyla güç kazandı” diyen Bolt, gördüğü manzarayı şöyle resmediyor. “Yüzey kırılmasına yaklaştıkça yıkımın büyüklüğü daha çok gözler önüne seriliyordu: Yalnız evsiz kalanların barındığı çadır kentler nedeniyle değil, aynı zamanda çıplak yamaçlarda kazılmış taze mezarlar dolayısıyla. Çoğu yapılalı otuz yıl olmamış apartmanlardaki göçük ve ağır hasarı incelemek insanın kolunu kanadını kırıyordu.”

Nükleer ve Kimyasal Deneyle gelen Depremler

Profesör Bruce Alan Bolt, depremlerin nedenlerini, türlerini, ölçüm yöntemlerini, büyüklüklerini ve şiddetini, deprem dalgalarının yerkürenin içyapısıyla ilişkisini, yerküre içindeki etken kuvvetleri beş ayrı bölüm halinde ayrıntılı şekilde izah ettikten sonra depremlerle nükleer ve kimyasal denemeler arasındaki ilişkiye değiniyor. 1956’da, Güney Avustralya’nın Maralinga Çölü’nde İngiliz atom silahı denemelerini birinci elden kaydeden araştırma topluluğunun üyesi olduğu dönemde ilgi duyduğu sualtı ve yeraltı nükleer ve kimyasal denemelerin depremlerle olası bağlantısı üzerinde duran yazar, bu denemelerin, yerkürede yayılan deprem dalgaları meydana getirebildiğini vurguluyor. Bolt, arkasından, “peki insan eliyle meydana getirilen sarsıntılar ile doğal depremler birbirinden nasıl ayırt edilebilir” sorusunu soruyor. Doğal depremler ile yapay depremlerini birbirinden ayırt edilebileceğini belirten yazar, depremlerin odak derinliğinin genellikle 2 kilometreden fazla olduğunu, sondaj maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle devletlerin bu kadar derine gidemediklerini söylüyor. Profesör Bolt, örneğin ABD’nin Nevada’da gerçekleştirdiği yeraltı denemelerinde derinliğin genellikle 500 metre civarında kaldığına dikkat çekiyor.

Enerji Boşalmasının Üç Türü

Renkli resimlerle fotoğraflar eşliğinde okunan Yanardağlar, Tsunamiler ve Depremler başlıklı dokuzuncu bölüme geldiğimizde, depremlerle yanardağların, özellikle okyanus ortası sırtlarda ve derin okyanus hendekleri yakınında, birbirine paralel geliştiğini öğreniyoruz. Bruce A. Bolt, bu bölüm boyunca, yerkürenin üç tür enerji boşalması olarak deprem, tsunami ve yanardağ püskürmesinin ortak ve ayırt edici özelliklerini, hangi koşullarda birlikte veya ayrı ayrı gelişebileceklerini yine örneklerle ortaya koyuyor. Onu izleyen son üç bölümde ise, deprem tahmin ve öngörülerinde bulunmak, deprem olasılıklarını hesaplamak, ‘geliyorum’ diyen depremin ipuçlarını görmek, depremin tehlikelerinden sakınmak, deprem riskini azaltmak gibi özellikle Türkiye gibi ülkelerde iyi bilinmesi gereken konulara yoğunlaşıyor.

Bin bir Yöne Savrulan Tanrının Evi

Başlıca yıkıcı depremlerin tek tek incelenerek birçok açıdan değerlendirildiği, yerküre hareketleriyle ilgili bilimsel açıklamaların yanısıra kent yaşamına ve sosyo- ekonomik politikalara dair perspektiflerin sunulduğu “Depremler” kitabında sanat ve edebiyat da ihmal edilmiyor. Colt, “Kültür miraslarının Yok Oluşu: Assisi, Eylül ve Ekim 1997” arabaşlığı altında, “ bir orkestradaki vurmalı çalgı sesleri gibi, Batı uygarlığının evrimi boyunca depremler hiç eksik olmamıştır” tespitinde bulunuyor. Yazar, devamla, Akdeniz’in süregelen depremsellik durumunun kültürel miras üzerinde de büyük felaketlere yol açtığını belirtiyor, özellikle hasar görmüş tarihi eserlerin korunup güçlendirilmesi yönünde önerilerde bulunuyor. Kitapta şiir ve anı gibi edebi metinlere de yer veriliyor. Bunlardan biri, ünlü fotoğrafçı Arnold Genthe’nin özyaşamöyküsünde geçen bir anısı: Depremden önceki akşam operada Enrico Caruso’nun oynadığı Carmen’i izlemeye giden Genthe, iki sayfa boyunca, yatağa girdikten sonra, sabaha doğru, kulağında hala Carmen’in müziği tınlarken, korkunç bir sesle uyandığını anlatıyor. Joaquin Miller ile Lawrance W. Harris’in yanı sıra, meçhul bir şairin kitapta yayımlanan şiirleri de doğrudan doğruya depremle ilgili. Miller’in San Francisko başlıklı şiiri, Temmuz 1906 tarihli: Üç gün üç gece, üç korku dolu günü/ Ölümün, alevlerin ve patlamaların/ Tanrının eviydi savrulan bin bir yöne/ Gündüzleri doğuya esti, geceleri batıya”… Lawrance W. Harris’in kartpostallara yazılarak elden ele dolaşan şiiri de keza 1906 San Francisko depreminde yazılmış: Beni E caddesinin batısında bırakıverin, un ufak olmuş bir yere/ Tüm gençler omuz omuzadır, her şeyin tepetaklak gittiği o yerde/ Ayakta kalan yapılar sanki kırpıştırıp dalgın bakışlarını dikmiştir/ Yeryüzünün gördüğü en olmaz olası, en gerçek harabelere.

Kitabın Künyesi:

Depremler, Bruce A. Bolt, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları

2.Basım, Mart 2008, 486 sayfa, çeviren: Ülkün Tansel