Nazım Hikmet’in Son Baharı

“Bu şehir Güzelse Senin Yüzünden”, Nazım Hikmet hakkında bugüne değin yayınlanmış en dokunaklı kitaplardan biri. Nazım Hikmet’in Moskova’daki Vera Tulyakova’ya değişik şehirlerden gönderdiği kartpostalları gün ışığına çıkaran albüm – kitap, şairin son yıllarında kapıldığı ayrılık ve ölüm korkusundan da izler gösteriyor. Kitapta yer alan kartpostallar, Vera Tulyakova’nın arşivinde ilk çalışmaları yapan Antonina Sverçevskaya tarafından fark edilmiş. Bazısı Ekber Babayev aracılığıyla Vera’ya ulaştırılan kartpostalların ilki 5 Haziran 1958, sonuncusu 2 Ocak 1962 tarihini taşıyor. Napoli’den Beyrut’a, Stockholm’den Prag’a dolaşıp duran tutkulu bir devrimcinin aşklar ve hasretler içinde yazdığı birkaç satırı derleyip toplayan kitap, M. Melih Güneş’in çevirisi ve sunuşuyla yayımlanıyor. O dönemde kocası ve kızıyla yaşayan Vera’nın bu kartpostalları aldığında neler hissettiğini ise, onun “Nazım’la Son Söyleşimiz” adlı anı kitabında görmek mümkün.

Vera, gittiği şehirlerden kendisine elbise ve mücevher getiren, kart ve şiir gönderen, her gün telefon eden bu tutku karşısında şöyle söylüyor: “Beni Prag arıyor. Prag! Prag! Prag! Yirmi kez Prag ve Yirmi kez Leipzig ve her akşam iki kez Prag, Prag! Karşı koymuyorum artık. Artık çekinmiyorum.”

Ve İçimde Seni Yitirmenin Korkusu


Nazım Hikmet
Vera’nın çalıştığı Soyuz Multi-film Stüdyosu’na postalanan kartların ilki, Berlin’den gönderilmiş. İkinci kart ise,
ondan bir yıl kadar sonra, 6 Mayıs 1959’da Leningrad’dan postaya veriliyor. Nazım Hikmet, büyük olasılıkla Dünya Barış Konseyi toplantısına katılmak üzere İsveç’e hareket etmeden önce yazdığı bu notta, Rusça “bütün güzel kadınları öpüyorum, bizde onların hepsi güzel ve bütün bilge erkekleri, bizde onların hepsi bilge” diyor. İki gün sonra ise, Barış Konseyi’nin kuruluşunun 10. yıldönümü vesilesiyle gittiği Stockholm’den, “korkunç özlediğini ve çarçabuk bir an önce eve dönmek istediğini” söyleyen bir not geliyor. Aynı gün Ekber Babayev aracılığıyla bir de şiir gönderiyor Vera’ya. “Martılara rastlamadım/ Balıklar kovalamadı dümen suyunu/ Ve üç gün üç gece/ Bulutların önünden/ Ağır bir keder gibi akıp geçti Baltık denizi/ Ve ben oradaydım yine sensiz/ Ve içimde seni yitirmenin korkusu/ Dönüp bulamamak seni/ Seni ve şehri bulamamak yerinde/ Seni, şehri ve dünyamızı”. Bu şiir, Nazım’ın kitaplarında yer almıyor, ama değişik bir versiyonu Vera Tulyakova’nın Nazım’la Son Söyleşimiz adlı kitabında yer alıyor.

Bu yazılanların Vera Tulyakova üzerindeki etkisini ise, yine onun anılarına bakarak anlamak mümkün. Diyor ki Vera, Nazım’la Son Söyleşimiz adlı kitabında, “ sabahleyin bir yabancı ülke kartı alıyorum. Stockholm’den. Senden şiirler var üstünde. Türkçe. Düzgün satırlarını, harflerini ve imzanı gözden geçiriyorum, fakat okumam olanaksız. Ekber’e telefon ediyorum ve öksürerek, bir hükümet bildirisini okur gibi çeviriyor bana özlemini senin. Aynı günün akşamı, Stockholm, bir posta kartı olarak, hafif ve küçük konuyor avucuma. ‘Selam. Öpüyorum seni, Raya’yı ve tüm dostları. Korkunç hasret içindeyim. Bir an önce dönmek istiyorum. İşte bu kadar. Nazım’. İşte bu kadar, diyorsun. Bu üç satırı okuyorum, bir daha okuyorum. Posta damgalarını, mühürleri, kartın baskı numarasını ve Stockholm’ün pastorize sokaklarını gözden geçiriyorum. Ve sonunda anlıyorum, bana ne kadar çok şey söylediğini. Ne kadar çok şey. Ne kadar iyi ve anlaşılır şeyler. Kovalıyorum zamanı. Çabuk geçsin diye”.

Nazım HikmetYine Mayıs ‘59’da Stockholm’den gönderilen bir kartpostalda, “lanet olsun, sen benim aşkım, sen benim kızım, sen benim yoldaşım, sen benim küçük annemsin” diyor Vera’ya. Sonra yaşadığı duygu taşmasını, yoğunluğunu ifade etmeye yetmediği için Rusçadan Türkçeye geçerek “canım, bir tanem, seni sevmeden önce dünyayı sevmesini bile bilmiyormuşum. Bu şehir güzelse senin yüzünden, bu elma tatlıysa senin yüzünden, bu insan akıllıysa senin yüzünden, bu kadın iyi yürekliyse senin yüzünden” diye devam ediyor. Kendini böylece bir güzel ifade ettikten sonra, muzipçe, noktayı koyuyor: “İşte böyle efendim”. Birkaç gün sonra yazılan bir notta, Mayıs yoğunluğunun, alt alta dört defa yazılmış tek bir cümlede, “her an seni düşünüyorum” sözünde somutlaştığını görüyoruz. Bu kartın en ilginç tarafı ise, imzasında insana liseli âşıkların duyarlığını çağrıştıran bazı sevimli oyunların görülmesi… Nazım Hikmet, imzasındaki a harfini bir göze dönüştürürken, i harfinin üstüne nokta yerine bir kalp işareti kondurmuş. En sondaki t harfinden ise bir çiçek yapmış. Vera Tulyakova, anılarında bu karta değinirken, a harfinin Nazım’ın kederli gözü olduğunu söyler.

Evlilik ile Aşk Arasında Kalan Vera

Nazım Hikmet

Kartpostalları okumaya devam ettikçe, Nazım Hikmet’in en fazla başvurduğu sözcüğün hasret ve düşünmek olduğunu fark ediyoruz. Sık sık da “ne yapıyorsun” diye soruyor Vera’ya, “arasıra, yani her dakika beni düşün” diyor. Bir ay sonra, Haziran’da, duygu ve düşüncelerini Vera’ya daha etkili anlatabilmek için, “Rusça’yı iyi öğrenmeye” karar verdiğini yazıyor. Temmuz 59’da ise, karlar içinde bir Prag fotoğrafının arkasına “sen piyesimizi izlemeye geldiğinde, Prag bu halde olacak. Taufer çevirmeye başladı bile” diye yazıyor. Buradaki “piyesimiz”, Vera’yla birlikte 1958 sonbaharında yazmaya başladıkları ve Türkçe’ye henüz çevrilmemiş “İki İnatçı” adlı oyun; Taufer ise Çekoslovakya’da sahnelenmek üzere oyunu çeviren şair dostu Jiri Taufer. (Nazım Hikmet’in 1962’de Moskova’da yayımlanan “Seçme Oyunlar” adlı kitabında yer alan Piyes, genç ve evli bir hemşireyle kalbinden rahatsız yaşlıca bir profesörün marazi aşkını konu edinen, pek çok açıdan Nazım’la Vera’nın ilişkisini hatırlatan bir eserdir.)
Eylül’de yazdığı notta, “yakında döneceğini” belirtiyor Nazım Prag’dan. Bir sonraki kartpostala baktığımızda, Nisan 1960 tarihini gördüğümüze göre, aradan geçen bir yıl kadar süre boyunca Nazım’la Vera’nın bir arada olduklarını anlayabiliyoruz. Nitekim Prag’dan Moskova’ya döndüğünde Vera’yı hastalanmış bulacak, Ekber Babayev’le sık sık ziyaretine gidecektir. Aslında o dönemde Vera Tulyakova büyük bir gerilim ve ikilem içindedir. Bir yandan Nazım Hikmet’in yaşamında Münevver’in, Galina’nın tamamen çıktığı söylenemez; diğer yandan Vera kızı ve kocasıyla yaşayan evli bir kadındır. Öte taraftan, başta film stüdyosunda çalışan arkadaşları olmak üzere, Nazım’la yakınlığını bilmeyen de yok gibidir. Nazım’ın Moskova’ya dönüşü, Vera’nın üstündeki baskıyı arttırır, ama bir bakıma karar vermesini de kolaylaştırır. Kasım’da Nazım zatürreeye yakalanıp Peredelkino sitesindeki evine kapanır, ama görüşmeye devam ederler. Ocak 1960’da artık birlikte yaşamaya başlarlar: Önce Nazım Galina’dan, ardından Vera kocasından ayrılırlar; Kasım’da ise Vera’nın Tosya dediği yakın arkadaşları Antonina Sverçevskaya’nın şahitliğinde nikâhlanırlar. Sonra da trenle Bakü’ye geçerek Kafkas dağlarının eteklerindeki Kislovodosk’ta üç ay balayı yaparlar.

Sevdiği Şehirle Sevdiği Kadınlardan Uzaklaşırken

Roma’dan gönderilen ve “lanet olsun, sensiz Roma bile korkunç derecede sıkıcı” diyen kartpostal, işte o ünlü Kislovodsk tatilinden sonraki ilk seyahat notudur. Nazım’la Vera Polonya sınırındaki Rus kasabası Brest’e kadar birlikte gittikten sonra orada ayrılmışlar, Nazım Polonya üzerinden İtalya’ya gemiyle devam etmiştir. Beyrut’taki bir konferansa katılmak üzere yola çıkmadan önce postalanan Roma kartlarının ikincisinde, “yerel entelenjansiyayla bir görüşme yaptığını, çok iyi geçtiğini” yazıyor. Bu notta dikkat çeken bir şey de, Nazım’ın imzasını her zamanki gibi Nazım Hikmet olarak değil de, Lenin’e özgü bir tarzda, “Senin Nazım” biçiminde atmış olması. Bilindiği gibi, Sovyet Devrimi’nin önderi, yazdığı mektupların altına genellikle “sizin Lenin” imzasını atmış, bu imza tarzı sosyalistler arasında bir dönem yaygınlaşmıştı.

Nazım ve Vera
Mart sonlarına doğru Napoli’de, sonra da Beyrut’ta görüyoruz Nazım’ı. Lübnan’dan iki kart gönderiyor Vera’ya; birincisinde korkunç özlediğini, ikincisinde sesini duyduğu için dünyanın en mutlu insanı olduğunu söylüyor. Fırsat buldukça telefonlaşmaktadırlar. 11 Nisan’da buharlı gemiyle Beyrut’tan Bari’ye, oradan tekrar Roma’ya geçiyor. Roma’dan yazdığı 17 Nisan 1960 tarihli kartpostalda, “özlüyorum, özlüyorum, özlüyorum” diyor, “korkunç derecede özlüyorum”. Moskova’ya dönüyor, 8 ay kalıyor, ardından 1960 güzünden 1961 kışına değin aralıklarla sürecek upuzun bir seyahat daha… Prag, Havana, Estonya, Cenova, Bologna, Floransa…

Bazen Dünya Barış Konseyi’nin, bazen Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin, bazen Dünya Gençlik Festivali’nin toplantılarına katılmak için yıllar yılı dünyayı dolaşan, gittiği her şehirde şiir yazan, konuşmalar ve görüşmeler yaparak “büyük insanlığın” mücadelesine omuz veren şairin yüreği, kendi ifadesiyle, ona çoktan “oyun etmeye” başlamıştır fakat. 13 Aralık 1960’da Floransa’dan yazdığı kartta Vera’ya “karım benim” dese de, 2 Ocak 1961’de yine rutin dışına çıkıp “kocan Nazım” diye imza atsa da, “terk edilme tedirginliği”nden uzak tutamaz yaralı kalbini. “Sesin bir garipti bugün” diyor ve parantez açarak yarı Roma rakamıyla “16/XII/1960” ibaresini düştükten sonra, “bütün gün öldürülmüş gibiydim, şimdi gecenin 11’i ve uyuyamıyorum” diye devam ediyor.

Nazım Hikmet Ve Vera

Derken kavuşmalar, yeni seyahatler ve yine ayrılıklar peş peşe gelip geçiyor. Fidel Castro’ya Dünya Barış Konseyi adına ödül vermek üzere gideceği Havana seyahatinden hemen önce, 1961’de, ikisi Prag’da Vera’nın annesi Mariya Feodorovna Koptaleva’ya kart yazdıktan birkaç gün sonra, bir not gibi değil de bir şiir gibi yazdığı kartpostalda şunları söylemiş:“Gittin/ Boşaldı Prag şehri/ İçinden elini çekip çıkardığın gibi boşaldı/ Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi”. Galata Köprüsü’ne benzeyen Prag’daki ünlü Şarl Köprüsü görüntüsünün arkasına yazılan bu dizelerin daha sonra geliştirilip değiştirilerek ünlü Saman Sarısı şiirine konulduğunu biliyoruz.
Seyahatleri boyunca Dünya Barış Konseyi’nin elçisi olarak soğuk savaşa karşı dünya halklarının eşitliği, özgürlüğü, barışı, kardeşliği için çabalayan Nazım’ın Vera hasretiyle kavrulduğu zamanlarda, yoğun bir iç hesaplaşma yaşadığını da unutmamak gerekir. Özellikle ‘Mart 1960, Akdeniz’ ibaresini taşıyan ve upuzun Polonya-İtalya-Lübnan gezisi boyunca yazdığı şiir, Münevver’e karşı suçluluk duygusuyla Vera’ya karşı tutkunun birbirine karıştığı bir ruh halini yansıtır. “Sevdiğim şehirle sevdiğim kadınlardan boyuna uzaklaşıyorum/ ve bir yerlere yaklaşıyorum, bir yerlere yaklaşıyorum” dizeleri, ölümün gölgesindeki bir insanın iç sorgulaması değil midir?
5 Haziran 1958’de Berlin’den postalanan ve “Canım Veracık” diye başlayan kartpostal notları, 2 Ocak 1962’de “Bu Tallin’deydi Vera” cümlesiyle bitiyor, çok etkileyici bir resim eşliğinde. Vera’yla Nazım, bu kartpostalların gönderildiği şehirlerden bazılarını Kasım 1962’den itibaren beraber gezecek, Milano’dan Floransa’ya, Roma’dan Paris’e dolaşıp duracaklardı. 1963 Haziran’ında ise, Moskova’da bir sabah, kapının önüne bırakılmış gazeteleri almak üzere yatağından kalkıp kapıya doğru giden Nazım bir daha dönmeyecek; arkasından giden Vera onu yerde, başı öne eğik, gözleri kapalı, kapıya yaslanmış olarak bulacaktı. Sonra Kremlin Hastanesi’nin doktorlarına göstermek üzere Nazım’ın ceket cebinden pasaportunu çıkartırken, sayfaları arasında kendi fotoğrafını bulacak, arkasında Nazım’ın elyazısıyla “gelsene dedi bana/ kalsana dedi bana/ gülsene dedi bana/ ölsene dedi bana/// geldim/ kaldım/ güldüm/ öldüm” diyen VERA’YA başlıklı son şiirini bulacaktı.

Kitabın Künyesi

Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden

(Vera Tulyakova’ya Kartpostallar)

Çeviren: M. Melih Güneş

Yapı Kredi Yayınları

72 sayfa

**

Kitabın Künyesi

Nazım’la Son Söyleşimiz

Vera Tulyakova Hikmet

Çeviren: Ataol Behramoğlu

Everest Yayınları

396 sayfa